SON YAZILAR
latest

sağlıklı yaşam

sağlıklı yaşam/block-2

aşk oyunları

aşk oyunları/block-6

sağlıklı yiyecekler

sağlıklı yiyecekler/block-5

diyet zayıflama

diyet zayıflama/block-4

cinsel yaşam

cinsel sağlık/block-3

sağlık

sağlık/block-2

moda

moda/block-3

güzellik sırları

güzellik sırları/block-1

Latest Articles

Bu yöntemle ileri yaşta anne olma şansınız

Yumurta yani "oosit dondurma" işlemi, üreme çağında olan bir kadınının, bu potansiyelini korumak amacıyla yapılıyor. Yumurta dondurma özellikle kemoterapi ve radyoterapi gibi yumurtalık dokusuna zarar veren kanser tedavisi alacak kişilere öneriliyor. 

Tedavisi bittikten sonra dondurduğu yumurtalar sayesinde gebe kalan kadınların sayısı gün geçtikçe artıyor. Memorial Antalya Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Doç. Dr. Murat Özekinci, yumurta dondurma hakkında bilgi verdi.

35 yaşından sonra azalmaya başlıyor

Sağlıklı kadınlarda 30'lu yaşların ortalarından sonra yumurta rezervi belirgin olarak azalmaya başlar. Bunun nedeni kadınların belirli bir yumurta rezervi ile dünyaya gelmesi ve bu rezervin yaşla birlikte giderek azalmasıdır. Her adet döngüsü içinde atılan yumurta hücresinin kalitesi de, yaşın artmasıyla birlikte düşüş gösterir. Yumurta rezervi azalmış bazı kadınlarda üreme çağı beklenenden daha kısa sürebilir. Bu anlamda 35 yaşına gelmiş ve 5 yıl içinde evlilik planı olmayan kadınlar risk altındadır. Eğer yumurta dondurma işlemi daha önce yaptırılmadıysa, 40 yaşından sonra bu yöntemlerle gebe kalma ihtimali de azalır. 40-42 yaşında bir kadının tüp bebek yöntemiyle bebek sahibi olma olasılığı %7-15 oranındadır ve bu kişilerin kendiliğinden gebe kalma şansı ise bu oranlardan çok daha düşüktür.

Doğurganlık potansiyelini korumak için bir seçenek

Hiçbir risk faktörü ya da tıbbi zorunluluk hali bulunmayan tüm sağlıklı kadınlarda menopoza yakın son 10 yılda gebe kalmak zorlaşmaktadır. Bunun bilincinde olan kadınların yumurtalarını daha genç yaşlarda dondurup sonra bu yumurtaları kullanarak gebe kalma yöntemine sosyal ya da elektif dondurma denmektedir. Kişi kendi isteğine bağlı olarak üreme potansiyelini korumak ister. Yurt dışında tüm yumurta dondurma sikluslarının en büyük çoğunluğunu bu grup kadınlar oluşturmaktadır. Aslında yaş bir kadın için yumurta rezervi ve kalitesini ve gebe kalma potansiyelini göstermede en önemli parametredir. Son 15 yılda yumurta dondurma ve çözme teknolojisindeki gelişmeler, dondurma çözme işlemleri sonrasında hücre kayıp ve hasarlarının çok aza inmesini ve bu yolla oluşan gebeliklerin ve doğumların artmasını sağlamaktadır.

Ailesinde erken menopoz görülenler risk altında

Genetik durumlar yumurta rezervini etkilemektedir. Annesi, kız kardeşleri veya kuzenlerinde 40 yaşından önce menopoz görülen kadınlar risk altında olabilir. Aile öyküsünde erken menopoz olan kişiler, üreme konusunda tecrübeli kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından mutlaka değerlendirilmelidir. Böyle bir risk tespitinde yumurtalıkların uyarılarak gelişimi sağlandıktan sonra ultrason altında toplanıp dondurulması önerilmelidir. Daha sonra bu kişiler menopoza girse bile geçmişte dondurulmuş oldukları yumurtalarını kullanarak gebe kalabilmeleri mümkün olmaktadır.

Kanser tedavisi görenler tercih ediyor

Kanser tedavisi amacıyla kullanılan radyoterapi ya da kemoterapi gibi tedavi yöntemleri kadınlarda yumurtalık dokusuna zarar vererek yumurta rezervinin azalmasına ve doğurganlığın kaybolmasına yol açabilir. Böyle durumlarda tedavi öncesi yumurta hücreleri ya da dokusu dondurulup daha sonra kullanılmak üzere tüp bebek merkezlerinde muhafaza edilebilir. Ayrıca kandaki hormon değerleri ya da ultrasonla over rezervinin azaldığının tespitinde yumurtaların dondurulması ve saklanması mümkündür. Öncesinde dondurulan bu yumurtalar kişi evlendikten sonra eşinin spermleriyle birleştirilerek embriyo elde edilebilir. Bu embriyoların transferiyle kişinin de gebe kalıp doğum yapması mümkün olabilmektedir.

Yumurtalığın alınması gereken cerrahilerde kurtarıcı oluyor!

Bazı durumlarda yumurtalıkta bulunan kitle ya da hastalıklar nedeniyle yumurtalık dokusuna cerrahi işlemler hatta yumurtalığın tamamen alınması da gerekebilir. Böyle bir durumda yine yumurta hücreleri operasyon öncesinde geliştirilip ultrason altında toplanarak tüp bebek merkezlerinde dondurulup saklanabilir. Bu tür cerrahilere bağlı olarak kişi yumurta üretimi azalmış ya da kaybetmiş ise, daha önceden dondurulan sağlıklı yumurtaları çözülüp sonrasında eşinin spermleriyle birleştirilerek embriyo haline getirilebilir. Bu embriyoların transferi ile gebelik elde edilebilir.

Kilo beyni yaşlandırıyor!

Kilo artışı sadece kalp, hipertansiyon ve diyabet gibi sağlık sorunlarına yol açmıyor. Kilo artışının beynin kabuk tabakasını da etkilediğini ve tabakada incelmelere yol açtığını belirten uzmanlar, aşırı kilolulurda incelmenin daha fazla olduğuna dikkat çekiyor. Aşırı kilo ve obezitenin beyni yaklaşık 10-20 yıl yaşlandırdığını vurguluyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, aşırı kilo ve obezitenin beyni de olumsuz etkilediğini, beynin kabuk tabakasında incelmelere yol açtığını söyledi.

Beynin kabuk tabakası inceliyor

Dünyada fazla kilo ile beyin sağlığı arasında yapılan çalışmaların bu alanda önemli veriler ortaya koyduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, "Amerikan Nöroloji Akademisi'nin prestijli dergisinde Haziran 2019'da yayımlanan bir araştırma sonucunda 60'lı yaşlardaki kilo fazlalığının beynin kabuk tabakası incelmesi ile ilişkisi ortaya konuldu. Beynin kabuk tabakası, beynin yüzeyinde bulunan ve nöron diye adlandırılan beyin hücrelerinin gövdelerinin bulunduğu bir alandır. Bu hücrelerin sayıca azalması, bu tabakanın incelmesi ile sonuçlanır. İncelme sonucunda da kişinin bilişsel becerileri yavaşlayarak bunamaya kadar ilerleyebilir" dedi.

Aşırı kilolularda kabuk tabaka daha çok inceldi

Söz konusu çalışmanın aşırı kilolu kişilerde beynin kabuk tabakasındaki incelmenin daha fazla olduğunu ortaya koyduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, "Bu çalışmada 60'lı yaşlarda normal kilolu, aşırı kılolu ve obez kişinin 6 yıl sonunda beyin MR'ları çekilerek beyin ölçümleri yapılmış. Aşırı kilolularda korteks dediğimiz beynin kabuk tabakasının, normal kişilere göre 0.098 mm, obezlerde de 0.207 mm inceldiği saptanmış" diye konuştu.

100 binlerce hücre kaybı anlamına geliyor

Bu incelmenin mm olarak ölçüldüğünde çok küçük gibi görünse de beyin için çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Celal Şalçini, "Çünkü bu durum, bu bölgede 100 binlerce hücre kaybı demek. Ayrıca her nöron birden fazla nöronla bağlantı yaptığında kayıp daha önemli oluyor. Normal yaşlanma sürecinde beyin kabuğunun 10 yılda 0.01 mm ve 0.10 mm inceldiğini düşünürsek aşırı kilo ve obezitenin, işinin beynini 10-20 yıl yaşlandırdığını söyleyebiliriz" diye konuştu.

Kendi diş macununuzu kendiniz yapın

Diş Hekimi Pertev Kökdemir: "Ağzı tamamen sağlıklı olan kişiler kendi hazırladıkları diş macununu kullanabilirler."

Piyasada satılan pek çok diş macunu çeşitli kimyasallar içeriyor. Diş Hekimi Pertev Kökdemir, bu durumda en doğru ve sağlıklı olanın evde kendi diş macununuzu hazırlamak olacağını söylüyor. Kendi diş macununuzu yapmakla ilgili bilmeniz gereken en önemli konunun diş sağlığınıza en fazla fayda sağlayacak malzemelerin seçimi olduğunu belirten Diş Hekimi Pertev Kökdemir, "Sağlıklı bir ağız için evde hazırlanan macunlar kullanılabilir ama diş hassasiyeti, diş eti hastalığı, çürüğe yatkınlığı olanlar piyasada satılan özel macunları kullanırsa iyileşme hızları artacaktır" diyor.

DİŞ RAHATSIZLIKLARINDA İŞE YARAR

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, "Diş macunlarının içerisinde kimyasal maddeler var ama bunların bazıları evde hazırladığımız zaman diş macununun içine ekleyemeyeceğimiz özel maddeler. Bu özel maddeler diş rahatsızlığı olan kişilerde işe yarayan maddelerdir. Örneğin, florür maddesi çürüğe yatkınlığı olan kişilerde çürük oluşumunu engelleyebiliyor veya başlangıç aşamasındaki çürüğü tamir edebiliyor. Yine diş eti hastalığı olanlarda ona özel bir diş macunu kullanmasını tavsiye ederek diş etlerinin daha hızlı iyileşmesini sağlıyoruz. Ama bunların dışında ağzı tamamen sağlıklı olan bireyler kendi hazırladıkları diş macununu kullanabilirler" dedi.

İşte evde yapabileceğiniz sağlıklı ve pratik diş macunu için ana malzemeler:

Hindistan cevizi yağı: Hindistan cevizinde bol miktarda bulunan laurik asit, antibakteriyel, antifungal ve antiviral aktivite gösterir. Bu nedenle başta ağız olmak üzere sindirim kanalı florasının temizlenmesi ve düzenlenmesinde etkilidir. Ayrıca ağız kokusunu önler, dişleri beyazlatır.

Ezilmiş kakao: İster inanın ister inanmayın, ideal diş macunu çikolatalı diş macunu olacaktır. Çünkü kakao çekirdeğindeki bileşikler florürden daha iyi remineralizasyonu teşvik eder.

Bentonit kili: Mineraller bakımından zengin, çok aşındırıcı olmayan doğal bir parlatıcıdır. Aynı zamanda alkalidir, bu yüzden ağızdaki asitliği azaltmaya yardımcı olur.

Ksilitol: ağızdaki boşluğa neden olan bakterileri azaltma kabiliyeti vardır. Tatlandırıcı olduğu için fazla eklemeyin.

Kabartma tozu: Yediğimiz besinler sayesinde dişlerimiz ve ağzımız sürekli asit altındadır. Bu asitlerin nötralize edilmesi ve dişleri çürümekten korumak için uygun pH'ı ağızda tutmak için esastır. Kabartma tozu pH 9 ila 11 (alkali) değerine sahiptir, bu nedenle asitleri nötralize etmeye yardımcı olur.

MALZEMELER

4 yemek kaşığı soğuk preslenmiş organik Hindistan cevizi yağı
4 yemek kaşığı bentonit kili
1/2 çay kaşığı kabartma tozu
2 yemek kaşığı ksilitol
2 kapsül FOS probiyotikler (Fruktooligosakkaritler)
2 kapsül spor tabanlı probiyotik
1/2 çay kaşığı kakao tozu
1 1/2 çay kaşığı zencefil tozu
1/2 çay kaşığı tarçın
1/2 çay kaşığı E vitamini yağı
4 yemek kaşığı distile veya filtrelenmiş su

HAZIRLANIŞI

1. Küçük bir tencerede Hindistan cevizi yağını, eriyene kadar yaklaşık 1-2 dakika düşük ateşte ısıtın.
2. Bir mutfak robotuna bentonit kili, kabartma tozu, ksilitol, FOS, probiyotik, kakao, zencefil ve tarçın ekleyerek; yüksek hızlı ayarda, tüm tozlar eşit bir şekilde karışana kadar 10-15 saniye karıştırın.
3. Tozların yerleşmesini sağlamak için açmadan önce birkaç dakika bekleyin. Ardından bir çorba kaşığı Hindistan cevizi yağını dökün. Tekrar 10-15 saniye karıştırın, karışım ufalanacaktır. Tahta bir kaşığın küçük ucunu alın (bir çubuk veya küçük bir spatula da işe yarar) ve tüm tozun yağla birleştiğinden emin olun.
4. E vitamini ve kalan Hindistan cevizi yağı ekleyin ve 10-15 saniye daha karıştırın. Bu noktada, karışım akıcı olacak. Yine tüm tozun dahil edildiğinden emin olmak için tahta kaşık ucunu karıştırıcının kenarı boyunca gezdirin. Pürüzsüz ve kremsi bir doku oluşturmak için gerekirse tekrar karıştırın.
5. Karıştırıcı çalışırken suyu yavaşça ekleyin ve en az 30 saniye iyice karışana kadar karıştırın.
6. Toksik olmayan, yeniden doldurulabilir sıkma tüpüne aktarın.

Hazırlık Süresi: 5 dakika
Pişirme zamanı: 10 dakika
Porsiyon: 4 kişilik bir aile için 5-7 gün (günde iki kez kullanılır)

KULLANIMI VE SAKLAMA İPUÇLARI

Diş macununun yarısını oda sıcaklığında, yarısını ise tazelik açısından daha sonra kullanmak üzere buzdolabında saklayın. 7-10 gün içinde tüketin. En iyi oral hijyen için günde iki kez bir çay kaşığı şeklinde diş fırçanıza sıkın.

Göz sağlığınızı korumak için 5 öneri

Göz sağlığı, rutin hayatınızda farkında olmasanız da çok dikkat edilmesi gereken bir konudur. Göz sağlığınızı korumanın birçok yolu var. Peki, göz sağlığınız için nelere dikkat etmek gerekiyor?

"Günlük yaşam içinde yaptığımız pek çok davranıştan, diyabet, enfeksiyonlar gibi hastalıklara, beslenme alışkanlıklarımızdan teknolojik cihazları doğru kullanmaya kadar pek çok etken gözlerimizde farklı sorunların ortaya çıkmasına neden olabilir" diyen Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, göz sağlığınızı korumanızın 5 yolunu şu şekilde sıraladı:

Yemeğinizden pul biberi eksik etmeyin

Düzenli bir A vitamini alımı gözlerinize destek olur. Kornea olarak bilinen göz ön yüzeyinin korunmasına yardımcı olur ve enfeksiyonları engeller. Yaban mersini, havuç, bal kabağına ilave olarak doğal pul biber gibi baharatlar da iyi birer A vitamini kaynağıdır. Bu nedenle mutfağınızdan baharatı eksik etmeyin.

Fazla kilolarınızdan kurtulun

Sağlıklı bir beslenme, sağlıklı bir görüş için önemlidir. Çünkü sağlıklı beslenme; obezite riskinizi azaltır, bu da diyabet riskinizi azaltmak anlamına gelir. Diyabet, gözün arkasındaki kan damarlarına zarar veren diyabetik retinopati olarak bilinen bir soruna ve kataraktın hızlı ilerlemesine neden olabilir.

Camları birkaç dakika açık tutun

Kuru göz, özellikle ekran karşısında çok zaman geçiren kişilerde (bankacı, muhasebeci, yazılımcı gibi) yaygın ve rahatsız edici bir durumdur. Gözlerde kızarıklık, batma, yanma, kum kaçmış hissi ve bulanık görmeye neden olabilir. Camları hava soğuk olsa bile birkaç dakika açmak, bulunduğunuz kuru havalı ortamın nem miktarını artıracak, göz kuruluğu riskini azaltacaktır.

Koyu camlı güneş gözlüğü kullanın

Güneşlenmek, cilt kanseri de dahil olmak üzere her türlü sağlık sorunuyla ilişkilendirilmiştir. Ancak cildinizi bronzlaştıran UV ışınları görüşünüze de ciddi hasar verebilir. UV ışığına maruz kalmak, katarakt ve iyi huylu kitlelerde büyüme gibi durumların gelişme riskini artırır. Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, "UV ışınlarından gözlerinizi korumanın en etkili yolu UV filtreli, kaliteli, koyu camlı güneş gözlüğü kullanmaktır" diyerek uyarıyor.

20-20-20 kuralına uyun

Bir telefon veya tablet ekranını uzun süre kullanmak gözlerinizi yorup kuru göze neden olabilir. Bununla mücadele etmek için 20-20-20 kuralını uygulayabilirsiniz. Yani her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 metre uzaklıktaki bir şeye bakın. Bu sadece göz kaslarınızı dinlendirmekle kalmayacak aynı zamanda etrafınızda olan bitene de gözlerinizi açacaktır.

Sevgilisi olmayanlara öneriler

Sevdiği kişiye duygularını ifade etmenin sadece bir günle sınırlı olmadığını savunanlar kadar, bu özel günü sevgisini göstermek için bir fırsat olarak görenler de var. 

Görüş ayrılıkları ne kadar farklı olursa olsun uzmanlara göre, sağlıklı bir ilişkide olması gereken detaylar, ilişkiyi dengeli ve uzun soluklu tutmaya yardımcı oluyor. Uzmanlar sevgilisi olmayanlara da önerilerde bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, sevgiyi bir tek güne sığdırmanın mümkün olmadığını belirterek özel günlerin duyguları ifade etmek için bir fırsat olarak görülebileceğini söyledi.

Sevgililer Günü'nün çıkış kaynağının antik çağlardan bugüne kadar gelen birçok farklı efsanelerden oluşsa da günümüzde dünya genelinde 14 Şubat'ın Sevgililer Günü olarak kutlandığını belirten Öztekin, şunları söyledi:
"Son dönemde sosyal medya hesapları üzerinden de duygu ve aşk temalı paylaşımlar yapılabilmekte, sevgililer aşklarını internet üzerinden milyonlara ulaştırabilmektedirler. Hatta kurum ve şirketler de mal ve hizmetlerini bugüne özel olarak pazarlayıp büyük cirolar elde etmektedirler. Tabii ki sevgiyi, aşkı, birlikte yaşanılan güzel bir hayatı senenin bir gününe sığdırmak mümkün değil. Ama hayatın akışı içinde yaşanılan sevgi dolu birliktelikleri sembolik de olsa daha somut bir şekilde hissetmek, pekiştirmek, sevgimizin altına adeta imzamızı atmak için güzel bir fırsat diye değerlendirilebilir.

Ancak şunun da unutulmaması gerekir ki Sevgililer Günü'nü asıl anlamlı kılan şey o gün alınan hediye değil, Sevgililer Günü dışında bir sene boyunca karşılıksız, şartsız bir şekilde yaşanılan paylaşımın, dayanışmanın, saygının ve en önemlisi güven duygusunun varlığı ile anlam kazanmasıdır. Böyle güzel bir ilişkinin ve sevginin sembolü olarak hediye edilen bir demet çiçek, kavgalarla, kıskançlıkla, şüphelerle, ego savaşları ile ayakta tutulmaya çalışılan bir ilişkide çok değerli bir hediyeden daha değerli ve anlamlıdır."

Sevgiyi hatırlamaya ihtiyacımız var

Sevgililer Günü'nü sadece bir kutlama ve hediye alma olarak değerlendirmenin yanlış olacağını ifade eden Öztekin, "Sevgililer Günü'nü dini bir gelenek ve ritüel gibi görerek dışlamak ne kadar yanlışsa, dünyaya hakim olan 'Tüket, daha fazla tüket' tuzağına malzeme olmak da o kadar yanlıştır. Kendi dünya görüşlerimizden ödün vermeden, aşırı harcama boyutuna kaçmadan kutlanacak bir Sevgililer Günü, günümüz dünyasında sevgi ve barışın hızla azaldığı bir ortamda daha da anlamlı hale gelmektedir. Ölümlerle, savaşlarla, kavgalarla beslenen bir dünyada sevgiyi hatırlatan böyle günlere gerçekten daha çok ihtiyacımız var" diye konuştu.

Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, sağlıklı bir ilişki içinde mutlaka olması gereken önemli detayların ilişkiyi dengeli ve uzun soluklu tutmaya yardımcı olduğunu belirterek şu noktalara dikkat çekti:

1-Paylaşmak: İlişki demek her şeyden önce paylaşmak demektir. Sağlıklı bir ilişkinin en önemli unsurlardan biri duygu ve düşüncelerin paylaşılmasıdır.
2-Kişi önce kendiyle barışık olmalı: Sağlıklı bir ilişki iki sağlıklı bireyle gerçekleşir. Bu nedenle mutluluğu önce kendi içinizde yakalamalı ve kendinizle barışık olmalısınız.
3-Geçmişi unutun: Eski ilişkileri geçmişte bırakın, sorgulamayın ve sorun haline gelmesine fırsat vermeyin. Unutmayalım ki ilişki geçmişe değil, geleceğe doğru inşa edilir.
4- Ortak ilgi alanları oluşturun: Ortak ilgi alanları, pozitif ve eğlenceli bir ilişkinin oluşmasını destekler.
5- İlişkinizi dış etkenlerden koruyun: Üçüncü kişilerin, bu kişiler ailenizden bile olsa, ilişkinizi olumsuz etkilemesine izin vermeyin. Hiç kimse sizin gerçekten neye ihtiyaç duyduğunuzu ve neye değer verdiğinizi sizden iyi değerlendiremez.
6-İşinizi ilişkinin önüne geçirmeyin: İş günü sona erdiğinde işiniz tamamen işyerinde kalmalı.
7-Küsmeyin: Tartışsanız bile ilişkiyi hiçbir zaman tamamen kesmeyin.
8-Farklılıklarınız ilişkinizi zenginleştirir: Her konuda mükemmel bir uyum beklemeyin. Farklılıklara rağmen ona değer verdiğinizi göstermeniz, sağlıklı bir ilişkinin temelini oluşturur.
9- Kıskançlık tuzağına düşmeyin: Aşırı kıskançlıklardan uzak durun. Seven insan kıskanır tuzağına düşmeyin. Aşırı kıskançlıklarınız, şüpheleriniz, güvensizliğiniz varsa ve bunu paylaşarak halledemiyorsanız uzmanından profesyonel destek alın. Gerekirse birlikte ilişki terapisi alın.
10-İyi dinleyici olun: İyi ilişkinin yolu iyi iletişimden geçer. İyi dinleyici olun. Katılmasanız dahi onun ortaya koyduğu fikirlere saygı duyun ve sonuna kadar dinleyin. Söylemek istediğinizi dolaylı yollara sapmadan net bir şekilde ifade edin.

Sevgililer Günü'nde yalnız olmak

Sevgililer Günü'nü yalnız geçiren bireylerin bu özel günden etkilenmelerinin beklentilerine göre farklılık göstereceğini ifade eden Öztekin, "Sevgililer Günü'nü fazla önemsemeyen bir kişinin o günkü ruh hali, Sevgiler Günü'nü sevgilisiz geçirdiği için adeta kahrolan, bunu büyük bir eksiklikmiş gibi gören kişinin ruh halinden farklı olacaktır. Umursamayan bir kişi için o gün okula veya işe gitmesi gereken, günlük rutinlerini sıradan bir günmüş gibi yaşayabilen bir kişi olarak geçirebilir. Etkilenme derecesi hiç yoktur veya çok azdır. Diğer grup insan için ise o gün geçmek bilmez. Hayatının en kötü günlerinden biridir. Bir de çevresine 'Umurumda değil' deyip içinde fırtınalar kopan bir grup insan var. Yalnızlığının adeta belgelenmesi sayılacak Sevgililer Günü onlar için de zor geçecektir" diye konuştu.

Sevgilisi olmayanlara altın öneriler


Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, Sevgililer Günü'nde sevgilisi olmadığı için kendini yalnız hisseden kişilere de şu önerilerde bulundu:
*Hiçbir şey yokmuş gibi davranın. Yılın altıncı haftasına denk gelen, yirmi dört saatten oluşan sıradan bir gün.
*Eski sevgililerinizi aklınıza getirmeyin, hayal etmeyin, gözünüzün önüne getirmeyin. Şu an ne kadar mutlu bir çift olabileceğinizi düşünmeyin.
*Evet şanslısınız. Mutlu etmek, sürekli ilgilenmek ve Sevgililer Günü'nde hediye almak zorunda olduğunuz birisi yok. Bunlar hep güzel şeyler!
*Tüketim toplumunun dayatmalarını reddettiğiniz için kendinizle gurur duyabilirsiniz. 'Bana uymaz' diyebiliyorsunuz. Hayata karşı bir duruşunuz, tepkiniz var.
*Sevgililer Günü'nün etkisinden halen kurtulamadınızsa o gün kendinizi şımartın. Uzun zamandır yapmak isteyip de yapamadığınız aktivitelere zaman ayırın.
*Sevginizi arkadaşlarınızla, ailenizle paylaşın. Anneyle, babayla, en yakın arkadaşlarınızla paylaşacak sevginiz yok mu? Tabii ki var. Hem de bu en risksiz, en gerçek sevgi!

Kirli hava nefesinizi tüketmesin

Geçmeyen öksürük, alerjik astım, kronik bronşit ya da KOAH şikayetleri kış aylarının gelmesiyle çoğalmaya başlıyor. Birçok etkenle mikroplara maruz kalınan bu soğuk günlerde hava kirliliği de insan sağlığını tehdit eden önemli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. 

Giderek artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak için büyüyen sanayi çevreyi önemli ölçüde kirletirken, maruz kalınan zararlı maddeler cilde, gözlere ve solunum sistemine zarar veriyor. Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Füsun Soysal, hava kirliliğinden korunmak için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

81 ilin 53'ünde hava kirliliği var

Sanayi ve teknolojinin son yıllardaki hızlı gelişimi, plansız endüstrileşme, nüfus artışı, sağlıksız kentleşme gibi bu etkiler en çok çevreye zarar vermektedir. Sanayileşme sonucu ortaya çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddeler; havaya, suya ve toprağa karışmaktadır. Kirli havada karbon monoksit, kükürt dioksit, ozon, uçucu karbonlar, kanserojen maddeler ve çeşitli kirleticiler bulunmaktadır. Büyük şehirlerde trafiğinde etkisiyle havaya karışan zararlı gazların miktarı daha çok olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü hava kirliliğini görünmeyen katil olarak tanımlamaktadır. Türkiye'de 81 ilin 53'ünde hava kirliliği yüksektir.

Nefes darlığı krizlerini tetikliyor

Kış aylarında enfeksiyon riskinin artmasının yanı sıra hava kirliliğinin de yaygınlaşması sağlığa ciddi ölçüde zarar vermektedir. Hava kirliliğinden en çok solunum yollarını etkilenmektedir. KOAH yani kronik akciğer hastalığı, alerjik astımı, kronik sinüziti olanlar ve akciğerinden daha önce hastalık geçirmiş olup bu konuda hassas olan kişiler hava kirliliğinin kötü etkilerine daha çok maruz kalmaktadır. Özellikle KOAH ve astımlı hastalarda nefes darlığı krizleri tetiklenmektedir. Alerjik astımlı hastalarda da alerjik astım krizleri ortaya çıkabilmektedir. Bunun dışında kirli hava solunduğu zaman bronşlar hassas hale gelmektedir. Bronşlarda hem alevlenmeler artmakta hem de spazmlar olmaktadır. Zaten hassas durumda olan akciğerin hava kirliliği nedeniyle maruz kaldığı en ufak bir mikrop bronşlara iner ve akciğeri enfeksiyona açık hale getirir. Bu da bronşit, zatürre ve astım krizleri gibi rahatsızlıklara yol açmaktadır.

En kolay çocuklar etkileniyor

Risk altında olan gruplar arasında ilk sırada çocuklar vardır. Çocukların solunum yolları daha hassas ve temiz olduğundan hava kirliliğinden daha çok etkilenmektedirler. Alerjik yapısı olan çocuklarda daha dikkatli olunmalıdır. KOAH, astım ya da daha önce tüberküloz, zatürre gibi hastalık geçirmiş, akciğerinde hasar kalmış olanlar ve özellikle 65 yaş üzeri kişiler risk altındaki grupta yer almaktadır. Belli bir yaştan sonra vücut direnci kırılmakta ve solunum yollarının hassasiyeti kirli havanın da etkisiyle daha çok olmaktadır. Hamilelerde yine hava kirliliğinden en çok etkilenenler arasında bulunmaktadır. Vücut direncini düşüren bir hastalığı olanlar ( kanser, diyabet, kronik karaciğer, böbrek ve kalp rahatsızlıkları) yine riskli grup içinde yer alır. Bu grupta yer alan bütün hastaların akciğerleri hassastır. Kalp hastalarının akciğeri hassas olur çünkü kalp akciğeri yormaktadır. Bir kalp yetersizliği hastası da hava kirliliğinden bir KOAH'lı hasta gibi etkilenmektedir. Hem enfeksiyon hem de alevlenmeler açısından risk altındadırlar.

Burnunuzu ve ağzınızı kapatarak korunun

Özellikle astım ve kronik bronşiti olan kişilerin burundan nefes alması gerekmektedir. Burun filtre görevi gördüğü için zararlı maddeleri süzerek akciğerlere nispeten daha temiz bir hava iletecektir. Akşam saatleri yani trafiğin yoğun olduğu zamanlarda dışarda olmaktan kaçınılmalıdır. Kış aylarının etkisiyle soğuk ve kirli havada ağzı ve burnu atkı, şal ya da maskeyle korumak gerekmektedir. Göğüs ve sırt bölgesini de soğuktan koruyarak sıcak tutmak hastalıklardan uzak durmak açısından çok önemlidir. Bağışıklık sistemi güçlü tutularak hastalıklara karşı dirençli olunursa kirli havanın kişiyi etkileme oranı düşebilmektedir. Bunun için düzenli uyku ve sağlıklı beslenme de çok önemlidir. Sanayi bölgelerine yakın oturmayarak kirli havadan kaçınabilmek de mümkündür. Kirli ve soğuk havalarda yaşlı kişilerin, çocukların hamilelerin ve kronik hastalığı olanların dışarıda uzun zaman geçirmemesi gerekmektedir.

Kirli havada yürüyüş yapmaktan kaçının

Hava kirliliğinin yoğun olduğu şehirlerde yaşayan insanlar sürekli olarak bu etkilere maruz kaldıklarından geçmeyen öksürüklerin, kronik bronşitlerin ve astımların ortaya çıkma riski artmaktadır. Enfeksiyon bulgularının görüldüğü durumlarda antibiyotik tedavisi uygulanmaktadır. Astım krizlerinin ortaya çıktığı ya da KOAH hastalarının yakınmalarının arttığı durumlarda ise nefes açıcı ilaçlar kullanmaları gerekmektedir. Hastalığın durumuna göre toz ya da sprey şekillerde ilaçlarla ya da ileri vakalarda buhar şeklinde kullanılan nefes açıcı ilaçlarla tedavi önerilmektedir. Kışın hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde yaşayan risk altındaki grupların, özelikle KOAH'lı ve astımlı hastaların yürüyüş yapmamaları gerekmektedir.

Buharda pişmiş yemekleri tercih edin

Sindirim sistemini etkileyen ülser, mide dokusunda meydana gelen yaralar ve iltihaplanmalar olarak kendini gösteriyor. Hayat kalitesini düşüren bir mide hastalığı olarak dikkat çeken ülser, beslenme düzeninde yapılan değişikliklerle belli ölçüde kontrol altına alınabiliyor. 

Batıgöz Sağlık Grubu'ndan Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Halil Genç, ülser ile ilgili merak edilenleri anlattı…

Ülser nedir?
Ülser, mide ya da onikiparmak bağırsağının, mide asidi ve pepsin gibi sıvılar tarafından tahrip edilip, doku kaybının oluşmasıdır. Doku kaybının yanı sıra mide ya da onikiparmak bağırsağında pepsinin de etkisi ile yaralar oluşur. Enflamasyon adı verilen bu yaralar, ülkemizde mideden çok onikiparmak bağırsağında görülmektedir. Midede oluşan ülserler gastrik ülser, onikiparmak bağırsağında oluşan ülserler duoedenum ülseri veya bulber ülser olarak adlandırılır. 3-5mm den 5 cm.'e varan genişlikte olabilirler.

Belirtileri nelerdir?
Ülserin en sık rastlanan belirtisi, karnın üst kısmında yanma şeklinde hissedilen ağrıdır. Özellikle öğün aralarında kendini daha çok gösteren ülser, özellikle onikiparmak ülseri olan kişileri gecenin herhangi bir saatinde uyandırabilir. Diğer belirtiler ise şöyledir:


  • Bulantı
  • Hazımsızlık
  • Şişkinlik ve gaz
  • İştahsızlık
  • Kilo kaybı
  • Sık acıkma
  • Kusma ile gelen rahatlama
  • Yemek yedikten sonra mide ağrısı

ERKEKLERİ DAHA FAZLA ETKİLİYOR

Kadınlarda mı yoksa erkeklerde mi daha sık karşılaşılır?
Ülser erkeklerde, kadınlara oranla üç kat daha fazla görülür. Yaşam boyu ülser görülme oranı erkeklerde yüzde 11-14, kadınlarda ise yüzde 8-11'dir. ABD'de erkek ve kadınlarda görülme oranı eşitken, Batı Avrupa'da ise erkeklerde kadınlardan 2-3 kat fazla görüldüğü bildirilmiştir. Özellikle 30-50 yaş grubunda daha çok görülen ülser, 60 yaş civarında kadınlarda daha çok ortaya çıkar.

BESİNLERİ İYİ ÇİĞNEYİN

Nedenleri nelerdir?
Midenin koruyucu mekanizmaları ve midede sorun yaratacak mekanizmalar arasında bir dengesizlik ortaya çıkar ise kişide mide şikayetleri başlar. Ülserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran bazı faktörler vardır. İnsan vücudunda mekanik ve fizyolojik etkileri olan helicobacter pylori adı verilen bir bakteri, sigara ve alkol tüketimi ile ve bazı ilaçlar ülsere neden olan en önemli etkenlerdir. Bunun yanı sıra;

  • Genetik faktörler
  • Dengesiz ve sağlıksız beslenme düzeni
  • Besinlerde hijyene dikkat etmemek
  • Aşırı tuz tüketimi
  • Besinleri az çiğnemek
  • Uzun süre aç kalmak
  • Mideyi fazla doldurmak
  • Uykusuzluk
  • Yorgunluk
  • Stres ülserin nedenleri arasında sayılabilir.


ERKEN TEŞHİS KANSERDEN KORUR

Ülser nasıl teşhis edilebilir?
Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Halil Genç, "Ülser teşhisinin en doğru yöntemi endoskopidir. Ülserin mide kanserine dönüşmesini önlemede ülserin endoskopi ile erken teşhis edilebilmesi çok önemlidir" dedi.

TEKRARLAYABİLİR!

Ülserin tedavisi nasıl yapılır?
Ülser tedavisinde helicobacter pylori asidini baskılayan ilaçlar ve pozitif bulunursa enfeksiyona yönelik antibiyotik tedavisi verilir. Ülser ilaçları mide asitlerini azaltarak kişinin yakınmalarını rahatlatır. Bunun yanı sıra mide asidinin ülser üzerine etkisini ortadan kaldırarak, iyileşmeyi sağlar. Çoğu ülser ilaç tedavisi ile iyileşir. İlaç tedavisinin dışında uygulanan diğer yöntem ise asit ve pepsin salgısını engellemek için bu salgıyı uyaran sinirin (vagus siniri) kesilmesine dayanır. Ancak tekrar etme riski olabilir. Bazı ülser vakaları kanama, daralma -tıkanma, delinme gibi sorunlara yol açarsa ameliyat gerekebilir. Ülserler kronik ve tekrarlayıcıdır, hayat kalitesini azaltır. Tedavi edilemeyen bir ülserin iyileşmesi 10- 15 yıl kadar sürer. Bunun yanı sıra ülser diyeti de ülser tedavisinde yardımcıdır.

ÜLSER DİYETİ


MİDENİZ UZUN SÜRE BOŞ KALMASIN, ÖĞÜNLERİ ATLAMAYIN

Ülser diyeti nedir? Nelere dikkat edilmelidir?

Batıgöz Sağlık Grubu'ndan Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Halil Genç, ülser diyetini şu sözlerle anlattı:

Mide yanmasını önlemek için içilen süt bile ülser rahatsızlığını ileri seviyelere götürebilir. Bu nedenle ülser hastaları midelerine iyi gelmeyen, mide salgısını artıran her türlü gıda ve içecekten kesinlikle uzak durmalıdır. Ekşi, acı, soğanlı yiyecekler şikayetleri artırıyorsa onlardan uzak bir beslenme rutini oluşturulmalıdır. Sigara içmek ülser tedavisini bloke ederek ülserin iyileşmesini geciktirmektedir. Alkol alımı da yüzeysel mukoza direncini bozduğu için gastrit ve ülser gibi hastalıkların tedavisini zorlu hale getirir. Özellikle akut ülserde kesinlikle alkol kullanımından uzak durulmalıdır.

  • Sağlıklı ve düzenli bir beslenme programını uygulayın.
  • Kahvaltı etmeyi ve öğünlerinizi ihmal etmeyin.
  • Kızartma, aşırı şekerli, tuzlu ve yağlı tatlılardan uzak durun.
  • Yeterli sıvı almaya özen gösterin.
  • Çay ve kahveyi sınırlayın.
  • Akşamları buharda pişmiş yemekleri tercih edin.
  • Küçük porsiyonlar tüketin
  • Mideniz uzun süre boş kalmasın.
  • Tatlı olarak taze ve kuru meyveler, meyveli yoğurtlar veya sütlü tatlıları tercih edin.

Lionel Messi İmzalı Formanız Bitget’ten!

Lionel Messi ve Bitget, partnerliğini muhteşem ödüllerle kutluyor!

Lionel Messi ve Bitget, partnerliğini muhteşem ödüllerle kutluyor!

Lider global kripto borsası Bitget, yakın zamanda Lionel Messi ile olan partnerliğini duyurmuştu. Bu partnerlikle beraber Bitget, Lionel Messi’nin resmi kripto partneri olduğunu açıklamıştı. Bitget, bugün yaptığı açıklamayla da bu partnerliği kutlamak için yeni bir kampanya başlattığını duyurdu.

Bu kampanya kapsamında Bitget kullanıcıları Lionel Messi imzalı forma, Macbook, iPhone 14, Nintendo Switch ve binlerce USDT değerinde Bitget’in platform tokenı BGB kazanma şansı yakalayacak.

BITGET’E HEMEN ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Her yeni kullanıcıya $20’a varan hediye!

Bitget’e üye olup spot veya vadeli işlemlerde sadece $100 işlem hacmi yaratan ilk 3000 yeni kullanıcı $20 ödüle hak kazanacak. Sadece $5-$10’lık bir tutarla $100 işlem hacmi yaparak $20 kazanabilirsiniz! Ayrıca işlem hacminiz $3.000 üstünde olursa 120 BGB’ye kadar kazanma fırsatınız var. En çok işlem hacmine sahip kullanıcı olursanız Lionel Messi imzalı forma kazanabilirsiniz!

Macbook, iPhone 14 veya Nintendo Switch kazan!

Arkadaşlarınızı davet edin ve BGB kazanın! En çok arkadaşını Bitgetli yapan kullanıcılar ise Macbook, iPhone 14 ve Nintendo Switch kazanacak! Ayrıca hepsinin yanında Lionel Messi imzalı forma da hediye!

Lionel Messi’nin imzalı formasına sahip olmak ve sürpriz hediyeleri kazanmak için BITGET’E HEMEN ÜYE OLUN ve kampanyaya katılmayı unutmayın:

BITGET’E ÜYE OL!

KAMPANYAYA KATIL!

Bitget Hakkında

2018 yılında kurulan Bitget, sosyal ticarete odaklanan dünyanın önde gelen kripto para borsalarından biridir. Şu anda dünya çapında 50'den fazla ülkede iki milyondan fazla kullanıcıya hizmet veren Bitget, 800 kişilik bir işgücü ile merkezi olmayan finansmanı teşvik etme misyonunu hızlandırdı.

Bitget'in kripto türevleri piyasasında Haziran 2019'da resmi olarak piyasaya sürülmesinden bu yana, platform artık dünyanın en büyük kripto copy trade ve türev borsalarından biri haline geldi. Lider borsa, insanların sosyal ticaretle bağlantı kurma ve işlem yapma şeklini dönüştürmeye odaklanıyor. Amiral gemisi Tek Tıkla Copy Trade, sosyal ticarette bir öncüdür. Dünya çapında kripto türevleri traderları için deneyimlerine yenilik getirerek, yaklaşık 1.1 milyon takipçisi olan 55.000'den fazla profesyonel trader bir araya getirmiştir.

‘Better Trading, Better Life’, felsefesine sıkı sıkıya bağlı kalan Bitget, Web2 ve Web3'ü aşan, CeFi ve DeFi'yi birbirine bağlayan ve geniş bir köprü ile sonuçlanan portal olmayı hedefleyerek, global olarak kullanıcılara kapsamlı ve geniş kripto ağına güvenli işlem çözümleri sağlamayı taahhüt eder. Bitget, Eylül 2021'de dünyaca ünlü futbol takımı Juventus'un ilk forma partneri ve kısa süre sonra PGL Major'ün resmi espor kripto partneri olarak sponsorluğunu duyurdu. Önde gelen espor organizasyonu Team Spirit ve Türkiye'nin önde gelen ve köklü futbol kulübü Galatasaray ile ortaklıklar da 2022'nin başlarında duyuruldu.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

Bumerang - Yazarkafe